KOÇERLER, SİİRT ŞEHRİNE GÖÇ VE KENT KÜLTÜRÜ

  • By neajans
  • 1 Aralık 2020
  • 0
  • 1625 Views

Göç sözcüğünün Kürtçedeki karşılığı “Koç”tur. “Koçer” adının da buradan türeyerek günümüzdeki “Göçebe-Göçer” anlamını kazandığı düşünülmektedir.

Koçerlerin tarihi çerçevede temel bazı özellikleri vardır. Bunlardan biri büyük aşiret yapılarıdır. (-Ki bu sebeple Koçerlere Arapça aşiret kelimesinin kökü olan “Aşir” de denilmektedir.)Koçerlerin temel özelliklerinden bir diğeri, yazları serin ve yüksek yaylalara çıkmaları kışları ise sıcak ve ovalık bölgelere inerek hayvancılık mesleğiyle hayatlarını idame ettirmeleridir. Ancak bilhassa bu son ifade edilen özellik bugünkü Koçerleri tam olarak nitelememektedir. Çünkü günümüzde Koçerlerin önemli bir bölümü, isimleriyle tezat oluşturacak biçimde genel olarak göç etmeyi bırakmış ve yerleşik hayata geçmiştir. Başta Siirtli Koçerler olmak üzere Türkiye’deki Koçerlerin büyük çoğunluğu ya zorunlu ya da ihtiyari sebeplerle yayla ve meralarını bırakmış ve şehir hayatına entegre olmaya başlamıştır.

Bir dönem yazın Pervari, Bitlis, Van yaylarında kışın ise Şırnak, Cizre, Nusaybin ovalarında bucak bucak gezen Siirtli Koçerler, bugün çoğunlukla sadece Siirt şehrinin sakinleri konumundadırlar. Peki Koçerler adına yaşanan bu tarihi ve sosyolojik kırılma yukarıda anlatıldığı gibi kısa ve rahat bir şekilde mi gerçekleşmiştir? Eldeki bilgilere göre, hayır! Ne Koçerler ne de Siirt şehri adına yaşananlar basit bir süreç olarak değerlendirilmeyecek kadar uzun ve çetrefillidir.

Siirtli Koçerlerin ekseriyeti, 80-90’lar sonrasında Siirt şehrine gelip yerleşmeye başlamıştır. Bu dönemlerde Siirt Koçerleri gibi Siirt Köylüleri de şehir merkezine göçün yolunu tutmuştur. (Bu çerçevede, 1985 merkez nüfusu 53,884’e, 1990 merkez nüfusu 68,320’ye, 2000 merkez nüfusu ise 98,281 kişiye ulaşmıştır.)

Koçerlerin ilk mahalle seçimlerinde Conkbayır, Çal, Alan gibi mahalleler ön plana çıkmıştır. Bunun nedeni, bu semtlerin hayvancılık için tepelik otlak alanlara sahip olması ve bu mahallerdeki çevrenin, merkez semtlere göre göçer olarak yaşadıkları ortama daha fazla benzemesidir. Ayrıca bu civarda hayvan pazarı ve saman pazarının da bulunması bu mahallelerin tercih oranını arttırmıştır.

Bu çerçevede ilk etapta Siirt şehrinin çeperlerine yani Çal, Barış (Çakmak), Alan gibi mahallelere yerleşen Siirtli Koçerler, şehrin gitgide büyümesi ve şehrin yerlilerinin de ovaya inerek eski meskenlerini kendilerine ve Siirt köylülerine satmalarının akabinde hızlı bir biçimde şehir merkezinin asli unsurlarına dönüşmüşlerdir. Ancak Siirt şehrinin bu dönemlerde iş-çalışma hayatı anlamında bir cazibe merkezi olmaması bilakis işsizlik ve yoksulluğun Siirt şehrinin en büyük problemlerinden biri olmasından mütevellit Koçerlerin, Siirt şehrine adaptasyonları aynı hızla gerçekleşmemiştir.

Halihazırda Siirt merkezde başta Duderan, Mamediyan, Garisan, Alikan, Sturkiyan, Keşkoliyan, Sıloqiyan olmak üzere çeşitli Koçer aşiretleri ikamet etmektedir. Bu aşiretler içerisinde Siirt’te en fazla mensubu olan aşiret ise Duderan Aşireti’dir. (Kısaca bu aşiret üzerine bilgi verilecek olursa; aşiret kaynaklara “Dudiran, Duderan, Düdeyran” gibi şekillerde geçmiştir. Bu ifadeler Kürtçede, “İki kapılılar, İki Kiliseliler” gibi bir anlam taşısa da ne aşiret mensuplarından ne de yazılı kaynaklardan bu manalarla alakalı herhangi bir malumata erişilememiştir. Aşiretin Siirt’teki nüfusu üzerine net bir sayı vermenin imkanı yoktur fakat Siirt merkezinde onlarca farklı soyadına bölünmüş oldukları bilinmektedir. Ayrıca 2015 yılında vefat eden Duderan Aşireti reisi Mirza Tetik (Mirza Ağa)’e göre Duderan aşiretinin kökleri, Şanlıurfa Viranşehir’e dayanmaktadır.)

Diğer taraftan Siirtli Koçerlerin geneli, Siirt köylülerine göre çok daha zorlu bir geçiş süreci yaşamıştır. Siirtli Köylülere göre yerleşikliği çok daha az bilen ve Siirt Yerlileriyle de bu döneme dek ilişkilerini çoğunlukla peynir, et ve yün satışı üzerinden gerçekleştiren Siirtli Koçerler, kent hayatı ve kent kültürü konusunda büyük bir tecrübesizliğin içinde kendilerini bulmuşlardır. (Bu konuda yapılan çalışmalara göre doğal ve geniş ortamlara alışkın özellikle Koçer yaşlı bireyler tarafından “şehir” adeta bir hapishane olarak değerlendirilmiştir.)

Bunların yanında bahsedildiği üzere Koçerlerin kent kültürü adına birikimleri yok denecek kadar az durumda kalmıştır. Yakın döneme dek hayvancılık mesleği dışında hiçbir işle iştigal etmeyen Koçerler, şehre gelince bir anda vasıfsız birer işçi durumuna evrilmişlerdir. Ayrıca yüzlerce yıldır kent ve kır kültürlerinden ayrı ayrı beslenen insanların bir anda hızlı bir etkileşime girmesi ve Siirt yerlilerinin her yönden az olan şehir imkan ve fırsatlarını başkalarıyla paylaşmak istememesi, Siirt’teki gruplar arasında çeşitli sorunların oluşumuna da sebebiyet vermiştir.

Siirt Yerlilerinin Koçerleri, “kural tanımaz, cahil, dağlı” gibi ifadelerle küçümsemeleri Koçerlerin de Yerlileri, “güvenilmez, kurnaz, gaddar” gibi tanımlamalarla nitelemeleri Siirt şehrinde tam olarak bir bütünleşmenin önünü almıştır. Öte yandan bu tür ötekileştirmelerin ardında, iki taraflı psikolojik korkuların olduğu tahmini yapılmaktadır. Siirt gibi küçük ve gelişimini tamamlamış bir şehre kapasitesinden çok daha fazla bir göçün yaşanması, Siirt’in tüm grupları arasında zaten az olan “şehir imkan ve fırsatları” ndan mahrum kalınacağı hissinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu tür bir mahrumiyet algısı da önyargıların derinleşmesine zemin hazırlamıştır.

Doğrusu bu önyargı ve ötekileştirme durumu bilinenin aksine sadece Siirt şehrindeki gruplara da özgü değildir. Bu tür sıkıntıların neredeyse aynısı, Diyarbakır’da “Yerli-Köylü”, Mardin’de “Bajari-Gundi”, Cizre’de “Ciziri-Ehle Derve” gibi çeşitli topluluk adlarıyla bölgenin kent ve kır kültürlerini ayrı ayrı benimseyen tüm tarafları arasında da görülmüştür. Ancak bu merkezlerde olduğu gibi Siirt’te de yıllar geçtikçe çok taraflı bir alışma ve kabullenme süreci gerçekleşmeye başlamıştır. Nitekim bugün, “aşiret yapısı, yerli statükoculuğu, eski husumetler” gibi meselelerden ziyade Siirt kent kültürü ve hayatının birçok açıdan insanları mutlu ve tatmin edememesi çok daha büyük bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

Halihazırda Siirt, birçok açıdan yoksun bir şehirdir. Bu duruma ek olarak insanların sosyalleşmesi ve kentlileşmesi adına herhangi bir imkanın veya programın varlığından da pek söz edilememektedir. Hatta bu konuyla alakalı ara ara yapılan yayınlara göre Siirt kenti ve Siirt kent kültürü son dönemlerde birçok yönden ağır yaralar alarak eskiye göre daha zayıf bir hal almıştır. Nitekim şu an Siirt’in nüfus potansiyeline cevap verebilecek ne bir sanat merkezinden ne bir kütüphaneden ne de bir tiyatro sahnesinden bahsedilebilmektedir. Bunların yanı sıra Siirtlilerin şehirli olarak sosyalleşebildiği “Yılbaşı (Dem), Melede Ateşi (Ramazan Ateşi), Yumurta Bayramı (Şıhr-il Bayf)” gibi soyut kültürel değerlerde unutulup gitmiştir. Bu bilgilere binaen, hala iktisadi göstergelere göre de çok zayıf olan Siirt şehrinin, yakın gelecekte bir kent kültürüyle temayüz etme ihtimalinin çok düşük olduğu açık bir şekilde öngörülebilir.

Her ne kadar bu konu daha çok tafsilat gerektirse de okuyucuyu sıkmamak adına yazı burada bitirilebilir. Gelecek yazı da ise yaklaşık 60 yıl önce, ülkedeki tüm gazetelerin ara ara neredeyse bir numaralı gündemi haline gelen Koçer kökenli Alikan Aşireti üyesi “Eşkıya Koçero” ele alınmaya çalışılacaktır….

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir